O, Değişimi Kucaklayan Bir Anne... Irmak Ünal

 

 

 

O, Değişimi Kucaklayan Bir Anne...

Onu ilk olarak oyuncu kimliği ile tanıdık, şimdilerde ise 2 çocuk sahibi bir anne. Anne olmanın keyfine öylesine varmış ki bu duygunun tadını doya doya çıkarıyor üstelik. Irmak Ünal ile annelik, kadınlık ve biraz da hayat üzerine konuştuk.

Sizi biraz daha yakından tanımak istesek Irmak Ünal ile ilgili neler anlatırsınız?

Oyunculuk, sinema ve tiyatro hayatımın önemli bir parçası. Öyle olmaya da devam ediyor ancak önce­liklerim sıralamasında şu an annelik ve çocuklarım bulunuyor. Hayatımın bu dönemini kendimi geliştir­meye ve çocuklarıma adadım. Bu seçimi de çok iç ferahlığıyla ve şüphe etmeden yaptım. Bunun ver­diği iç huzurla anneliğin tadını çıkarttığım, kendimi daha yakından tanımaya başladığım bir dönem geçi­riyorum.

Yakın zamanda ikinci kez anne oldunuz. Anne­lik kolay değil, ikinci kez anne olmak nasıl peki? Daha mı zor, yoksa ilk annelik tecrübelerinizden kaynaklı daha mı kolay?

Çok arzu ederek anne oldum. İki çocuğumun da dün­yaya gelişini dört gözle bekledim. Zor anlar yok mu? Tabii ki var ama yaşadığım büyülü anlarla karşılaştı­rınca hepsine değer. İkinci kez yasama şansı buldu­ğum için de her gün şükrettiğim bir duygu annelik.

Kalya’da anneliği ilk kez tatmıştınız. Nasıl bir histi?

Küçük bir kızım olacağını öğrendiğimde hayatımın çok değişeceğini biliyordum ama Kalya’nın getirdiği değişimin ötesinde kendi çocukluğuma bir yolculuk şansı, derin bir yolculuk oldu. Müthiş bir tecrübe! Anneliğin sizi iyileştirmesine izin verirseniz evlat­larınız size ışık saçan öğretmenler hâline dönüşebi­liyor.

Kız annesi olmakla erkek annesi olmak arasında farklı duygular olmalı. Böyle bir ayrım var mı?

Kız ve erkek çocuk yetiştirmek gerçekten farklı deneyimler. İlgi alanları, dünyaya bakış açıları çok farklı. Keyifle izliyorum. Hatta kadın ve erkek ilişki­sini daha iyi anlıyorum. Erkeklerden beklentilerimiz, onlarınsa bize bakış açıları ve beklentileri iki ayrı gezegenden gelen varlıkların aynı gezegendenmiş gibi davranmasını beklemek. “Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten” kitabını severek okumuştum. O kitabın sağlaması gibi bir kız bir erkek çocuk sahibi olmak. Dikkatli izlerseniz çok fazla çözüme ulaşır­sınız.

Genelde ilk çocuklarda kardeş geldiği zaman sı­kıntılar yaşanabiliyor. Böyle bir süreç yaşadız mı? Nasıl atlattız?

Olabiliyor tabii ki insanın doğası gereği. Ancak iyi bir yönetimle ve bol bol sevgiyle başa çıkılıyor. Sev­giden azıcık sert davrandığı oluyor Kayla’nın ama birbirlerine sevgi dolu bakarlarken görmek her şeyin anlık olduğunun göstergesi. Sevgi en büyük ilaç. Bir de Kayla çok fazla kardeşi olmasını isteyen bir ço­cuk… O yüzden hamileliğim sürecinde heyecanla bekledi ve bunun karşılığında Vadi’ye kavuştuğun­da bunu bir ödül gibi gördü. İyi atlattığımızı düşü­nüyorum. Ayrıca yaş farklarından dolayı da kısa bir zaman sonra kardeşi hep varmış gibi hissedeceğini düşünüyorum.

Kadınlardan hep duyarız anne olduktan sonra hayata bakışların değtiğini söylerler. Sizde ne­ler değti?

Önceliklerim değişti; hayata bakış açım da değişti tabii bununla paralel olarak. Önem sıralamalarının değişmesi hayatın akışını etkiliyor. Daha akışa gü­venen, acelesiz, sakin ve sabırlı oldum. Ben hep bir şeyler kaçıyormuş gibi yaşardım. Geldiğim noktayabaktığım zaman her şeyin yerli yerinde, zamanın­da ve benim iyiliğime ilerlediğini gördüm. Anne olmak bana bu açıdan değişim getirdi.

Nasıl bir annesiniz?

Elinden gelenin en iyisini yapmaya gayret eden, çocuklarının da ona öğretmesine izin veren, onla­rın hayat amaçlarına ulaşma yolculuğunda onla­ra ışık tutmaya gayret eden, karar verirken içgü­dülerini ön planda tutan ve en önem verdiği şey sevgi vermek olan bir anneyim. Kuralları olan bir evimiz var. Disiplinli bir anne olmanın çocukları­ma gelecekte yardım edeceğine inanıyorum. An­cak disiplini sertlik ve mesafe ile karıştırmamak gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca çocuklarımın arkadaşı değil annesiyim. Onlarla arkadaş gibi olduğum anlar olmasına rağmen onların arkadaşı değil annesiyim. Bu farkı çocuklarının hissetme­sini sağlayan bir anneyim.

Bir röportajızda Kayla büyürken bakı tut­madığı söylemişsiniz. Vadi için de geçerli mi? İki çocuk bir arada zor olmuyor mu?

Aslında dadım hep oldu ancak ben dadımı asis­tanım olarak değerlendiren bir anneyim. Tam zamanlı anne olduğum için çocuklarımla kaliteli zaman geçirmeye gayret ediyorum. Bu arada da hem annem hem de dadımızdan yardım almak­tan çekinmiyorum çünkü eğer şarj etmezseniz tahammülsüz, yorgun ve mutsuz bir anneye dö­nüşebilirsiniz. Bunun bilincinde olarak kendime zaman ayırmanın günün sonunda çocuklarımla daha iyi bir ilişki kurmamın anahtarı olduğunu anlıyorum. “Bir çocuğu bir kabile büyütür” diye bir Kızılderili sözü var. Bu sözü çok doğru bu­luyorum. Yardım almalı ki taptaze ve enerjik bir annelik tecrübesi yaşanabilsin.

iniz nasıl bir baba? Size çocukların bakı konusunda destek oluyor mu?

Eşim benim en iyi dostum. Baba olmayı çok arzu etti ve buna hazırdı. Bu iki kelimenin erkeklerin babalık performansında çok etkili olduğuna inan­cım büyük. İşte bu yüzden Emre bu işin keyfini çıkartıyor. Benim en büyük desteğim ve yardım­cım.

Çocukla ilişkide ve bakında babanın rolü özellikle kadına destek için çok önemli. Bu ko­nuda baba adaylarına mesajız olabilir mi?

Baba adaylarına mesajım aslında bir önceki ceva­bımın içinde var. Eğer elinizden geliyorsa hazır olduğunuz ve baba olmayı gerçekten arzu ettiği­niz bir dönemde baba olun. Ciddi bir hayati karar ve sizin varlığınızla çok daha güzel, sağlıklı ve verimli olacak bir tecrübe bu. Bir de öneminizin farkına varın. Baba çok şey değiştiriyor insanın hayatında. Şimdi düşünün, iyi bir baba olmak ne­ler değiştirebilir.

Kadın olmak, anne olmak, eş ol­mak... Hayatız boyunca pek çok rolü üstlenmek durumunda kalıyo­ruz. Bir kadın olarak bunun zorluk­ları yaşadız mı?

Yoo… Ben bu işe bu kadar komplike bakmıyorum galiba. Bana çok doğal geliyor. Ve bence değişim iyidir. De­ğişim, büyümek ve gelişmektir. Deği­şimi kucaklayarak hayatın doğal dön­güsünü kabullenerek yaşamaya önem veriyorum.

Fan sayfanızda “Bu dünyaya 3 se­bepten dolayı geldik; sevmeyi, af­fetmeyi ve dönüştürmeyi öğrenmek için.” demişsiniz. Siz bu öğrenme sürecinin neresindesiniz?

Hepsini birden öğreniyoruz. Sevme­yi öğrenmek konusunda baya yol kat ettim, daha çok yolum var. Affetmek de aynı. Daha on fırın ekmek yemem lazım affetmeyi tam olarak başarmak için. Ama üzerinde çok çalıştığım bir gerçek. Dönüştürmeye gelince, bence en zoru ama en bereketlisi bu basa­mak. Bu bir süreç değil bence, haya­tın son anına kadar devam edecek bir tecrübe.

Uzun zamandır sizi herhangi bir projede görmüyoruz. Çalışan anne olmanın zorlukları yaşamamak için mi?

Çocukların hayatının ilk 3 yılında an­neleriyle özellikle olabildiğince bol zaman geçirmeleri taraftarıyım. Kay­la 3.5, Vadi 1 yaşını bitirdi. Tamamen çalışmamayı tercih ettiğim dönem geride kaldı. Su andan itibaren benim için uygun olan bir proje ile işime dönmeyi istiyorum. Uzun bir aradan sonra çalışma hayatını canlandırmak benim meslek dalımda biraz zor olsa da umutluyum.

Yakın zamanda bir proje var mı? Yine sizi ekranlarda görecek miyiz?

Hayır yok. Bana ulaşan projeleri değerlendireceğim. Benim hayat akışı­ma ve anlatmak istediğim hikayelere uyan yapımlar tercihim.

Nasıl bir proje ile dönüş yapmak is­tiyorsunuz?

Sinema gönlümden gecen. Televizyon için ise bir çocuk programı var haya­limde.

Oyunculukla ilgili en büyük hayali­niz nedir?

Tek hayalim güzel hikayeler anlatabil­mek. İnsanların hayatlarında olumlu değişikliklere sebep olan projelerde yer almak en büyük hayalim.

Çocukların geleceği ile ilgili hayalleriniz neler? Mesela bir gün oyuncu olacağım diye gelseler tepki­niz ne olur?

Onlara her seçimlerinde destek olmak. Tecrübelerimle ışık tutmak ancak onların yaşayacakları tecrübelere de saygı duymak. Seçimlerine saygı duy­mak. İyi insan olmaları gerisi onların hayatı... Oyuncu olmak isterlerse de çok mutlu olurum. Zor­luklarına karşı onları hazırlamak için elim­den geleni yaparım.

 


"Kadınlığımın bana verdiği ne varsa kabulümdür." Balçicek İlter

 

 

“Kadınlığımın bana verdiği ne varsa kabulümdür.”

 

Kurtlar sofrası olarak tarif ettiği medyada kendini kabul ettirdi. Erkeklerin kurallarını benimsemeyip, erkekleşen kadınlardan olmayı reddetti ve medyada bir kadın olarak var oldu. Kadın olmaktan çok mutlu olduğunu belirten Balçiçek İlter’le gazeteciliğin zorlukları, kadın olmak ve anneliğe dair konuştuk.

Sizi uzun yıllardır gazeteciliğinizle tanıyoruz. Peki bizim bilmediğimiz Balçiçek İlter nasıl bi­ridir?  

 

Aslında her şeyimiz ortada... Ekranda ya da gaze­tede olduğumdan çok farklı biri değilim. 2 çocuk annesiyim. Eğlenen, enerjik, birbirine çok düşkün, kedimizle köpeğimizle üç kişilik çekirdek bir ai­leyiz. Bir süredir de toprakla ve doğayla ilgileni­yoruz. Organik besleniyoruz, kendi domatesimizi, biberimizi yetiştiriyoruz. Aynı zamanda çokça spor yapıyoruz. O gözüken şaşanın diğer tarafında sade yaşamayı seven bir Balçiçek var diyebilirim.

 

Bir kadın olarak medyada var ol­mak zor mu?

Kadın olmak her yerde zor, Türkiye’de çok zor. Medyada da zor dolayısıyla. Erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla ça­lışmamız gerekiyor. Ben kendi adıma büyük ayrımcılığa maruz kaldım der­sem yanlış olur ama hakikaten kadın olarak çok mücadele ettim. Karar mer­cilerinde kadının yer almasını isteme­yen bir medya var. Erkek medyası... Onu da kendi adıma yıkmış biriyim. Çok küçük yaşta Ankara temsilcisi ol­dum. Sonrasında Sabah gazetesinin ilk kadın yazı işleri müdürü oldum. Hep yöneticiliklerim oldu. Başarılı oldum-olmadım o tartışılır ama en azından karar mercilerinde yer almayı becere­bilen kadınlardan biriyim. Bununla da gurur duyuyorum.

Sonuçta bu zorluklara rağmen ka­dın olarak var olabilmişsiniz med­yada...

Siyasette ve pek çok alanda görürüz, erkekleşen kadınlar vardır. Mecburen erkekleşirler, onları suçlamıyorum. Erkek kurallarının olduğu bu alanda mücadele etmeye çalışırlar. Ama ben kendi adıma kadınlığımdan vazgeçen biri değilim. Kadınlığımın bana verdi­ği ne varsa kabulümdür diye alıyorum, çünkü çok mutluyum o özelliklerden. Bu görüntü de olabilir, dişilik de ya da sezgi olabilir, duygusallık da olabilir. Kadınlığımdan çok mutluyum.

Zorluklar olsa da sevilmeden bu meslek çekilmez...

Hiçbir meslek sevilmeden çekilmez. Ama benim hayatımdaki en büyük lüksüm hobimin, yani yazı yazmanın ve soru sormanın mesleğim olması. Daha ötesi yok diye düşünüyorum. Hobim mesleğim, üstüne bir de para veriyorlar.

Mesleğinizin sevdiğiniz yanları ne­ler?

Televizyon programına başladığım za­man kendi kendime sormuştum, “Ben niye bu programı yapıyorum?” diye. Çünkü gerçekten merak ediyorum, merak ettiğim için soru soruyorum. Hiç yargılamadan, sizden o bilgiyi alıp doğru aktarmaya çalışıyorum. Müm­kün olduğunca doğru soruyla karşım­daki kişiyi doğru algılatmaya çalışı­yorum. Bu şekilde bir köprü olmak hoşuma gidiyor. Bu mesleğimin çok güzel bir noktası.

Peki, ekranda olup sorular sormak mı, gazetede yazmak mı?

Mümkün değil, ayıramam. Ama ya­zının yeri bende çok ayrıdır. Ekranda olup soru sormaksa çok sahici, çok şeffaf, çok sihirli bir dokunuş... Ama yazının gücü de tartışılmaz.

Sosyal medya ile aranız nasıl?

Sosyal medyadan artık hoşlanmı­yorum. Daha doğrusu Twitter’dan... Çünkü ben Twitter’ın çok özgür ve çok farklı bir alan olduğunu düşünü­yordum, hala da öyle, ama bir taraftan herkes birbirine haddini bildirme, ha­karet etme hatta küfür etme özgürlü­ğüne sahip oluyor orada. Bu özgürlük­ten başka bir şey. Normalde yüz yüze geldiğinizde sizinle fotoğraf çektiren insanlar Twitter’de size küfredebili­yor. Herkes olduğu yerden memleketi kurtarma derdinde. Bunu da biraz sah­te buluyorum. Kimse yemek yemiyor­muş, sevişmiyormuş, gülmüyormuş da sabah akşam memleket meseleleriyle ilgileniyormuş gibi bir hava var. Bu nedenler Twitter’da çok fazla yokum. Daha çok Instagram’ı kullanıyorum.

Mesleki olarak hedefinizdeki üst sı­nır nedir?

Kitap yazmak istiyorum. Bir ara vak­tim olursa inşallah (gülüyor). Çünkü bu tempoyla kitap yazmak pek müm­kün değil. Ama inşallah bir gün kitap yazacağım, bu gerçekten hayalim.

Mesleğinizle ilgili nelerden besleni­yorsunuz?

Her şeyden. Çok okuyorum tabii. Ya­bancı basını ve Türk basınını takip edi­yorum. Blogları takip ediyorum, sos­yal medyayı kısmen takip ediyorum. Ama öte yandan da sokağın gücüne çok inanırım. Evime metroyla gidip geliyorum haftanın belli günleri. Toplu taşımayı çok kullanan biriyim. Sokak­ta olmayı seviyorum, sokakta oldu­ğunuzda Türkiye’nin gerçeğini daha iyi algılıyorsunuz. Cumartesi günleri Anadolu’nun birtakım yerlerine gidip festivallere katılırım, konuşmalar ya­parım, öğrencilerle bir araya gelirim. Bunlar beni çok besliyor. Keşke her gün böyle gezebilsem... Sokağın gücü o nedenle çok önemli.

Genç meslektaşlarıza neler öne­rirsiniz...

Bir model dayatılıyor gençlere, “şunu yapmalısın, bunu yapmalısın, şunu olmalısın, röportaj mı yapman lazım şunlar gibi ol, köşe yazarı mı olacak­sın şunun gibi yap...” Hayır hiçbirini yapmasınlar, özgün olsunlar. Çünkü gençlik gümbür gümbür geliyor, aca­yip projeler acayip fikirlerle dolular.

 


Yıldız Manili Sakızlar

Yıldız Manili Diş Dostu şekersiz sakızları güzel aromaları ve özel kıvamı ile uzun sure sakız çiğneme keyfi sunuyor.

Yıldız Sakızların içinden çıkan manilerle sizleri bir parça olsun keyiflendirmeyi, güldürmeyi başarırsak ne mutlu bize!

Üzerinde Diş Dostu Logosunu taşıyan tüm ürünler, doğal tatlandırıcılarla üretilmiştir. Logomuzun olduğu her sakız, Zürih Üniversitesi'nde yapılan pH ve Telemetri testlerinden geçmiş, ağız ve diş sağlığına zararlı olmadığı kanıtlanmıştır.


Planlanan Gebelik öncesi Diş Hekiminize başvurun

Planlanan gebelik öncesi mutlaka diş hekiminize başvurun

Anne adaylarının gebelik öncesi detaylı ağız ve diş muayenesini tamamlaması ve gerekiyorsa röntgen ile mevcut diş eti hastalıklarını ve çürükleri tespit edip tedavileri tamamlayarak, gebelik döneminde yaşanması olası ağrı ve hassasiyet şikayetlerinin önlemini alması, olası enfeksiyon riskini en aza indirgeyecektir.

Hamileliğin ilk üç ayının bebeğin gelişimi için kilit rol oynadığı düşünüldüğünde, enfeksiyona karşı önlem almanın önemi ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenle diş hekimi ziyareti ile genel muayene, diş taşı temizliği, gerekiyorsa dolguların yapılması gerekmektedir.

Diş Dostu Kalite Belgesi’ni kliniklerine asma hakkına sahip diş kliniklerinin uluslararası standartlarda hijyen ve sterilizasyon şartlarına uygun olduğunu unutmayın.

Diş Dostu Klinikler listesine www.disdostu.org sayfasından ulaşabilirsiniz.


Kışı Sevmek İçin Nedenleriniz Var!

 

 

Kış gelecek, geliyor derken nihayetinde hava puslandı, soğudu. Hırkalardan montlara geçiş yapıldı, çizmeler botlar giyilmeye başlandı. Cama vuran yağmurun sesi daha bir şiddetli, hava daha erken kararıyor, güneş saklandığı yerden pek gözükmüyor. Evet kabul etmek istemesek de artık kış mevsimindeyiz. Ama suratlar asık, küskün ruh haliyle bir köşeye çekilmek olmaz. Çünkü kışın da kendine özel bir güzelliği var. Gerçekten!

 

Yazının devamı için tıklayınız.

 


İster İnanın İster İnanmayın, Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar! Gripin

 

 

Gripin’in 4. stüdyo albümü geçtiğimiz haftalarda raflarda yerini aldı. Onlar yeni albümlerini “yalnızlık, melankoli, iç hesaplaşma, biraz taşlama, yeni bir dünya özlemi” olarak tanımlıyor. Albümlerinin adı ise ‘Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar’. Biz de onlara sorduk: Nedir bu yalnızlığın çaresi?

 

 

Röportajın devamı için tıklayınız.

 


Çocuklarda Dental Travma - Dt. Funda Ugün

 

Diş Dostu Onaylı Klinik Üyesi Dişhekimi Funda Ugün; Çocuğunuz dental yaralanma yaşarsa ne yapmanız gerekiyor?

 

Süt dişlerinin yaralanma sıklığı 1 yaşından itibaren artmaya başlar ve çoğu travma 4 yaşın altındaki çocukları kapsar. Yürümeyi ve koşmayı yeni öğrenen küçük bir çocuğun kas koordinasyonu ve düşüncesi tam anlamıyla gelişmemiştir ve düşmeye bağlı yaralanmalar sıklıkla meydana gelebilir.Diğer bir ana neden araba kazalarıdır.Bağlanmadan oturan veya ayakta olan çocuklar araba aniden durunca,sıklıkla arabanın ön gövdesine veya ön cama çarparlar.Kronik nöbet rahatsızlığı olan çocuklarda dental travma riski artar.Diğer bir ciddi neden ise çocuk istismarıdır.Fiziksel istismara uğrayan çocukların çoğu 1-3 yaşları arasındadır.Genellikle yaralanma ve kliniğe geliş arasında önemli bir gecikme vardır.Çoğunlukla farklı zamanlarda oluşmuş çeşitli yara izlerinin belirtileri vardır.Çocukların yaklaşık yarısında yüzde yaralanmalar vardır.Çocuğun hikayesi ebeveynlerinkinden farklıdır veya ebeveynlerin verdiği bilgiler klinik belirtiler ile uyuşmamaktadır.

 Daimi dişlenme yaralanmalarının çoğunluğunu ise oyun sırasındaki düşmeler oluşturmaktadır. Daimi dişlenmede en çok kaza yapılan dönem 8-10 yaş aralığıdır. Erkekler travmaya kızlardan iki kat daha fazla uğrar.Gençlik yıllarında araba kazaları,emniyet kemerleri takılmadığında direksiyon veya kontrol paneline çarpan yolcularda önemli sayıda yaralanmaya yol açar.Nöbet sorunu olan çocuklarda daimi diş kırıkları daha sık meydana gelir.Temas gerektiren sporlarla uğraşan çocuklar dental yaralanma bakımından büyük risk altındadır. Nedeni ne olursa olsun,travma sonrası mutlaka diş hekimine başvurulmalıdır.Süt dişlerinin travmatik yaralanmalarında sadece telefonla diş hekimine başvurmak asla yeterli olmayacaktır. 

 

Yazının devamı için tıklayınız.

 


Gülüş Anatomisi ve Estetiği Nedir? - Dt. Yeliz Yusufoğlu Sezer

 

 

 

İlk izlenim her zaman çok önemlidir. Şüphesiz estetik ve çekici bir gülümseme başarılı bir ilk izlenim sağlanmasının en önemli anahtarıdır. Estetik olarak tatmin edici bir gülümseme insanların ilgisini daha kolay çekebilmelerini ve size daha pozitif yaklaşmalarını sağlar.

Üst ve alt dudakların çerçevelediği bölge gülüş alanı olarak nitelendirilir. Bu çerçeve içinde dişler ve dişetleri yer alır  Bu alanın estetiği dudaklar, dişler ve dişetleri arasındaki uyum ile belirlenir. Tek başına güzel dudaklara veya büyük parlak ve beyaz dişlere sahip olmak güzel bir gülüşe sahip olunduğu anlamına gelmez. Güzel dudaklar, sağlıklı dişetleriyle çevrelenmiş, sağlıklı ve estetik dişlerle desteklendiği takdirde güzel bir gülüş elde edilmiş olunur.

Kabul edilmesi gereken bir gerçek de “ideal” gülüş diye genel bir kavramın olmadığıdır. Çünkü ideal gülüş genellenemeyen, kişiden kişiye değişen bir olgudur. Tek tip bir gülüş yaratılması ve ideal olarak adlandırılıp herkese uygulanması da mümkün değildir. Uygulansa bile herkeste “ideal” ve estetik olmasını beklemek mümkün değildir. Çünkü gülüş kişiye özgü özelliklere göre tasarlanmalıdır. Ancak o zaman estetik olabilir. Gülüş tasarımındaki amaç kişiye özel, o kişi için ideal, sert ve yumuşak dokuların birbiriyle uyum içinde olduğu “dengeli” bir gülüş yaratmaktır.

 

Yazının devamı için tıklayınız.


Kent İnsanının Yeni Kaçış Planı "Hobi Bahçeleri"

 

 

Şehir yorucu şehir stres dolu... Bu karmaşa içinde sizde mutlaka "bahçede domates yetiştirebileceğiniz bir ev" hayalini kurmuşsunuzdur. 

 

Yazının devamı için tıklayınız. 


16. Uluslararası EDAD Kongresi 16-18 Kasım 2012 arasında Grand Cevahir Hotel İstanbul'da!

 

Kongre detayları için tıklayınız.